Ülkü Gözen Stewart

Türk Amerikan Televizyonu Sunar

Yazar ve Sanatçı Ülkü Gözen Stewart ile Kahve Sohbeti

Çok yönlülüğü ve renkli kişiliği ile tanınan yazar, sonbaharda raflarda yerini alacak yeni kitabı ÇAY ÇİÇEĞİ’ni ilk defa bu programda anlattı.

Çayı ile ünlü Rize ilimizdeki çayın lezzetinin sırrı, dünyada üzerine kar yağan tek çay çiçeğinin olması. Kitaptaki çay çiçeği ise aşkın ve aşığın sembolü. Kitap içinde ana tema “erkeklik” ve “adamlık” ayırımı üzerine.

Kahve Sohbeti programında Özge Övün-Sert’in konuğu yazar ve sanatçı Ülkü Gözen Stewart

Kahve Sohbeti programında Özge Övün-Sert’in konuğu yazar ve sanatçı Ülkü Gözen Stewart

Hürriyet Ok’un yönetmenliğini yaptığı televizyon programında Ülkü Gözen Stewart önceki kitapları, bir kızın tutamadığı anne elini yaşarcasına kaleme aldığı ve satış grafiği hala yüksekliğini koruyan CİHANGİRİN ORDABULARI ile aforizma tarzı, derin ve nüanslı sözlerden oluşan K’ÖZLÜ SÖZLER adlı kitaplarını da paylaştı.

Zekasını ve kalemindeki inceliği ilk defa keşfeden kişinin, elinde büyüdüğü Aziz Nesin’in olduğunu bu programda dile getiren yazar, rahmet ve özlemle andığı Nesin’in, kalemini, gerçekleri esprilerle anlatan Huysuz Virjin’in diline benzeterek övdüğünü dile getiriyor.

Mizah yeteneğini de, tabii ki Allah vergisi bir özellik olmasının yanı sıra, çocukluğunda ve genç kızlığında üstat isimlerle Cihangir’de aynı apartmanda oturuyor olup, günümüzde artık özlem duyulan o eski komşuluk kavramıyla iç içe bulunmanın şansı ile feyz aldığı avantajına borçlu olduğunu söylüyor.

Apartman komşulukları sayesinde ellerinde büyüme şansıyla, kapısından bile geçmeden bir “Müjdat Gezen Sanat Merkezi” ve “Seyfi Dursunoğlu”, nam-ı diğer “Huysuz Virjin” mezunu olduğunu gururla ifade eden yazarın VURDUM DİBİNE adlı bir şiir kitabı ile evlilik programı perde arkasını ve yalancı şöhret kayıplarını kaleme aldığı diğer kitapları da mevcut.

2016 yılına girerken ABD’deki gurbetçilerimize üç buçuk saatlik unutulmaz bir sahne şovu hazırlayan sanatçı, zengin repertuarının yanı sıra yaptığı stand-up şovları ve “İbrahim Tatlıses’siz yılbaşı gecesi olmaz” deyip, zarif sahne kostümünün üzerine cebine kırmızı güller doldurduğu blazer bir ceket giyip, bir de bıyık takarak birkaç şarkıda “Tatlıses” olup geceye damgasını vurmuştu.

Gülen yüzü, konuşma akıcılığı ve esprileriyle, dahası, verdiği mesajlarla programı çok daha renkli kılan Ülkü Gözen Stewart’ın kendisine ait ÇIT ÇIT ve HARBIE BEBEK adlı iki animasyon şarkısının video klipleri ile programa apayrı bir tempo kattı.

Bir yıl önce ayağının tozuyla Washington DC’de düzenlenen 13. Türk Festivali’nde görselliği ve şovuyla muhteşem bir sahne performansı sergileyen sanatçı – yazar, anlaşıldığı üzere sanatından, kaleminden uzak durmayıp, yoluna vatanımızı, milletimizi renkli ve başarılı bir şekilde temsil ederek devam ediyor ve de edecek.

Ulku'nun kirmizi-beyaz arabasi

En büyük desteği kendisiyle gurur duyan eşi James Oğuz Stewart’tan gördüğünü mutlulukla paylaşan bayrağına aşık sanatçı – yazar Ülkü Gözen Stewart arabasını bayrağımızın renginde “kırmızı / beyaz” özel seçmiş.

Programın yayınlandığı kanalları, yayın gün ve saatlerini öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayın: http://turkishamericantv.org/program

Türk Amerikan Televizyonunun 64. programını internetten izlemek için aşağıdaki linke tıklayın: http://tr.turkishamericantv.org/bolum-64

 

 

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Haberler kategorisine gönderildi | 1 Yorum

Seden Kızıltunç İle Doyumsuz Bir Sohbet

SEDEN KIZILTUNÇ

“Bir bilsek ne var sahnede?”

Türkiye’nin ilk ve tek bilimkurgu dizi kahramanı olarak hafızalarımızda yer edinen Uzaylı Zekiye, Seden Kızıltunç ile doyumsuz bir sohbet gerçekleştirdik. Yeni oyunu “9 Kocalı Kadriye” ile Türkiye’nin gündemini ve gerçekleri mizahi bir dille, Demokratik Güldürü tadında ele alıyor.

Seden Kızıltunç

Seden Kızıltunç

Tiyatro serüveniniz nasıl başladı, neden tiyatroyu seçtiniz?

Stockholm’de bale öğrenimi gördüm. Ankara Devlet Konservatuvarı, Tiyatro Bölümü’nden mezun olduktan sonra İlk oyunculuk deneyimimi; Mücap Ofluoğlu, Altan Karındaş ve Çolpan İlhan ile Sebahattin Kudret Aksel’in “ Tersine Dönen Şemsiye” isimli oyununda yaşadım. Daha sonra Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyunculuğa devam ettim. Konuşmayı öğrendiğim zaman şiirler öğrenir, monologlar hazırlar kendimi seyrettirirdim. Aslında bu gezegene donanımlı, hazır oyuncu, tiyatrocu olarak geldim diyebilirim.

Tiyatroya başladığınız yıllarda size ilham veren, destek olan oyuncular var mıydı? Ailenizde tiyatrocu var mıydı, destek oldular mı?

En büyük şansım ailemdi. Hiçbir zaman destek ve sevgilerini eksik etmediler.

Tiyatronun başka bir alanıyla ilgileniyor musunuz? (yazarlık, yönetmenlik gibi)

Tiyatrocuysanız aynı zamanda, yazarsınız, çizersiniz, oynarsınız ve yönetirsiniz. Tiyatrocu demek her şeyden anlamak demektir. Çünkü çok iyi bir gözlemcisinizdir. Çocukken de skeçlerimi kendim yazar ve emprovize olarak oynardım.

Uzaylı Zekiye dizisi çok büyük bir izleyici kitlesine ulaştı. İzleyicilerin tepkilerinden akılda kalan hoş bir hikâyeniz var mı?

Hala unutulmamış olması en büyük hikâye aslında ve çok şaşırıyorum. Başrol oyunculuğunun yanı sıra senaryosunu da yazıyordum dizinin. Türkiye’de televizyonun siyah – beyaz yayın yaptığı dönemlerde, ilk yerli bilim – kurgu dizilerinden biriydi Uzaylı Zekiye.  Teknik olarak çok yetersizliklerin olduğu bir dönemde zor şartlarda sürdürdük.

Kendi yazıp yönettiğiniz oyunlar var. Hergelekon oyununuz gösterimde olduğu zaman büyük ilgi görmüştü. Şimdi de bir oyun sergiliyorsunuz. Yeni oyununuzu anlatır mısınız?

Ocak ayında turnesini yaptığımız “9 Kocalı Kadriye” oyununda Kadriye’nin vatandaşı, 9 kocanın da vatandaşını kandıranları simgelediği, Türkiye’nin gündemini ve gerçekleri mizahi bir dille, Demokratik Güldürü tadında ele alıyoruz. Ortaoyunu formunda çok değişik bir oyun oldu. Oyunda Kadriye’yi ben oynuyorum, 9 kocayı da  Suat Tanır oynuyor.

Nasıl bir izleyicisiniz, bir oyunu izlerken nelere dikkat eder ve neler ararsınız?

Çok iyi oyuncular seyrediyorum.  Oyuna, oyunculuklara pozitif yaklaşarak beğenmeye çalışırım. Diziler için de bu böyle. Dizileri de takip ediyorum ve beğeniyorum. Ben gözlemciyim. Kafamın yarısı eleştirir, yarısı üretir. Neyi seyredersem seyredeyim çeşitli açılardan bakarak oradan çok şey çıkarmayı hedeflerim.

Keyif aldığınız bir tür var mı?

Ben hep Orta Oyunu gibi geleneksel Türk Tiyatrosundan hoşlanmışımdır.  Benim oyunlarım da bu özellikleri barındırıyor genel olarak.

Tiyatro ve dizi oyunculuğu arasında sizce ne gibi farklar var?

Dizi kısa kısa oynanır, olmadı bir daha çekilir. Tekrarı, telafisi mümkündür. Yönetmenin size rolünüzü işlemek konusunda yönlendirme yapma şansı vardır. Tiyatro da ise karakteri sonuna kadar bozmadan oynamak çok önemlidir. Rolü doğru oynamak önemlidir. Kurgunun içinde çizgisini düzgün götürmek gereklidir. Bazı roller vardır, oyuncu üstüne biner gider. Bazı rollerde oyuncunun üstüne biner, zordur. Provalar sırasında karakteri geliştirir, perde açılana kadar rolünüze konsantre olursunuz.  Oyun boyunca da girdiğiniz rolü kesintisiz taşımanız gerekir. Bu fark her şeyi açıklıyordur sanırım.

Tiyatro oyunculuğu çok meşakkatli ve özveri isteyen bir iş,  Bu kadar yorgunluğa değecek ne var sahnede?

Bir bilsek ne var sahnede? Zaten ille de tiyatro yapın denmiyor hiç kimseye, halkın öyle bir talebi yok. Biz zorla yapıyoruz galiba…   Tiyatro tutkusu tüm bu zorlukları ortadan kaldırıyor.

Günümüzde tiyatronun rolü nedir, Tiyatro mesaj vermeli midir?

Tiyatro kendisi mesajdır zaten. Olanı biteni gösterir. Toplumun kalitesini yükseltir ve ona ayna vazifesi görür. Bu sayede toplumlar yanlışı doğruyu görür ve adam olur. Tiyatro en güzel evrim aracıdır.

Devlet Tiyatroları’nda sergilenen bir oyunun biletleri kara borsaya düşmüş,  Yönetim de çözümü bir oyunu ikinci kez izlemeyi yasaklamakta bulmuş. Bugüne kadar hep tiyatro seyircisinin azaldığından bahsederdik, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devlet elinden gelse birinci defa da seyrettirmeyecek.  Oyunlara ilgi duyan, tiyatroya değer veren bir seyirci var. Ama toplumda yaygın bir tiyatro algısı ve beğenisi yok. Tiyatro asıl ihtiyacı olan kesime hiç bir şey ifade etmiyor. Toplumun bütün kesimlerinin tiyatrodan öğreneceği çok şey var ama televizyon izlemekle yetinen büyük bir kesim tiyatro izlemedikleri için cahil ve evrimsizler

Tiyatro sadece eğlence olarak mı görülüyor?

Bilinçsiz kesim keşke eğlence olarak görse, o da bir şeydir. Zaten biz de eğlendirerek bilgilendiriyoruz.

Son olarak tiyatro dışında neler yapıyorsunuz?

Yaşamaya çalışıyorum kalan özgürlüklerimle…

Seden Kızıltunç

Seden Kızıltunç

Seden Kızıltunç kimdir?

Ankara Devlet Konservatuvarı, Tiyatro Bölümü’nden mezun olan Seden Kızıltunç, Stockholm’de bale öğrenimi gördü. 1959 yılında tiyatro oyunculuğuna başladı.  İlk oyunculuk deneyimini; Mücap Ofluoğlu, Altan Karındaş ve Çolpan İlhan ile Sebahattin Kudret Aksel’in “ Tersine Dönen Şemsiye” isimli oyununda yaşadı. Türkiye’de televizyonun siyah – beyaz yayın yaptığı dönemlerde, ilk yerli bilim – kurgu dizilerinden sayılan başrolünü oynadığı, Uzaylı Zekiye dizisiyle geniş kitlelerce tanındı. Başrol oynadığı birçok dizinin ve oyunun senaryolarını da yazan sanatçı, Şehir Tiyatroları’nın gerçekleştirdiği ilk türkü müzikali olan Sultan Gelin’de de rol almıştır. (2003)

Filmografi

Sihirli Safiye – 1993 (TV Dizisi)

Uzaylı Zekiye – 1987 (TV Dizi)

Kaşık Düşmanı – 1984

Şoför Mehmet – 1976

Pisi Pisi – 1975

Zavallılar – 1974

Gelin – 1973

Sinderella Kül Kedisi – 1971

Yavru İle Katip – 1971

Bir Türk’e Gönül Verdim – 1969

Denize İnen Sokak – 1960

Karacaoğlan’ın Kara Sevdası – 1959

Zaman Mekan Makinası

Dilkuşa Tiyatrosu

Milyoner Memnune

Biyonik Elma

Pilli Gelin

Yolgeçen Hanı

Seden KızıltunçSahip olduğu ödüller

2. Adana Altın Koza Film Şenliği – 1970, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, “Bir Türk’e Gönül Verdim”

12. Antalya Film Şenliği – 1975, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, “Zavallılar”

4 defa, Günaydın Gazetesi Ödülleri – 1 defa, Altın Kelebek ödülleri ve pek çok kez yılın sanatçısı ödüllerine layık görülmüştür.

Ödüller bir ölçü değil ne yazık ki hepsi birer kutu, onları camekâna dizenlerden değilim.

TV Programları:

Eğitim Programları: Bu Dünya Bizim, Her şey İnsanlar İçin (ödüllü program)

Müzik Eğlence, Damla Damla, Sarmaşık, Neşeli Dakikalar, Halit Kıvançla Müzik Eğlence ve çeşitli Ramazan programları.

Diziler: Zaman Mekân Makinası, Dilkuşa Tiyatrosu, Uzaylı Zekiye, Milyoner Memnune, Biyonik Elma, Pilli Gelin, Sihirli Safiye, Yolgeçen Hanı.

Rol aldığı oyunlar:

Münir Özkul: Generalin Aşkı, Yağmurcu.

Ankara Sanat Tiyatrosu: Gizli Ordu, Sevgili Yosma, Ölü Canlar, Mezarsız Ölüler,

Ulvi Kıran: Hababam Sınıfı (Güdük Necmi), Huzur Çıkmazı, Görücüye Çıkıyorum, Yaz Bitti.

Seden Kızıltunç Tiyatrosu: Keneci Festivali, Zifaf, Duyarlarsa Oyarlar, Hergelekon, 9 Kocalı Kadriye

Fotoğraf ve Haber Özgür Cobutoğlu

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Röportaj kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Kuzey Karolina’nın Gururu

Nobel Ödüllü Prof. Aziz Sancar’ı North Carolina Gururla Karşılıyor.

image

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Yerel Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Rize ve çevresinde

Seyahat özgürlüğü için…

                    Pınar Ersemiz

Yeni Bir Ben’in Keşfi

Çoğu zaman sadece uzaklaşmak için gitmek ister insan. İşten güçten, şehirden, trafikten, stresten, dertlerden, rutinden, hatta kendinden… Uzaklaşınca unutacağını sanır, uzaklaşınca rahatlayacağını ümit eder. Oysa uzaklaşmaya çalıştığımız şey uzaklaştıkça küçüleceğine daha da büyür.  Bizimle birlikte seyahat eden kara bir bulut olur. Hem içimizi, hem yolumuzu kaplar. Kaçtıkça tökezler, başa döneriz.

Kaçmak için değil de gitmek için gitmeli insan. Keşfetmek için…

Seyahat aslında kaçmak da değildir kaçamak da. Seyahat her seferinde yeni bir ben’in keşfidir. Dünyayı keşfederken aslında kendimizdir keşfettiğimiz. Farklı yaşam alanları, farklı yaşam tarzları, farklı binalar, farklı insanlar, farklı bir dil, farklı alışkanlıklar, farklı kutlamalar, farklı dertler… Seyahat boyunca düşündüğümüz, bu farklılıkların içinde var olup olamayacağımızdır aslında. Dünya üzerindeki var oluş olasılıklarımız. O şehri değil de aslında o şehirde yaşama ihtimalimizi düşünür, o şehirde yaşayan ben’i keşfederiz. Dolaşırken elimizde tuttuğumuz şehrin değil de zihnimizin haritasıdır. Şehri yaşadıkça öğrenir, öğrendikçe hissederiz.

Her şehrin kendi rengi vardır mesela. Sevdiğiniz renklere denk gelince anlarsınız o şehirde yaşayabileceğinizi. İşte böyle ayırırız sevdiğimiz şehirleri diğerlerinden. Bir şehir ya da ülke ile ilgili her şeyi oturduğunuz yerden öğrenebilirsiniz. Hatta uydu aracılığıyla sokak sokak gezebilirsiniz. Ama gitmeden bir şehrin rengini anlayamaz, kokusunu duyamaz, tadını alamazsınız. Gitmek lazım, gitmek…

Şehrin rengini görmek lazım, kokusunu içine çekmek lazım, şehri tatmak lazım…

İlle de yeşil, hep yeşil…

İlkbahar geldi, böyle oldum… Aklım bir karış havada, çalışasım da yok, yatasım da… Hep bir yeşil özlemi, hep bir şarkı söyleme halleri… Benim ilkbahar halim en çok yollarda olmayı istiyor. Ama öyle her yol olmaz. İki yanı ağaçlıklı olmalı sonra bir tepeyi aşınca deniz görülmeli. Bir yanında deniz bir yanında orman gitmelisin. İşte öyle bir yol olmalı.

Büyük şehirde insan kendini büyük sanıyor. Senin için yapılmış binalar, senin için yapılmış yollar. Bütün düzen senin için kurulmuş. Kargaya, martıya, serçeye, kediye, börtü böceğe yer yok. Her yer senin. Çiçeğe, ağaca hiç yer yok. Bütün yerler senin için dikilen binaların. Ne kadar önemli hissediyor insan kendini, değil mi? Kocamansın kocaman şehirde. Kirli havanla, betonunla, en çok gördüğün gri renginle, gürültünle, trafiğinle, çöpünle kocamansın.

Şimdi şehirden çıkma vakti. İki günlük bir keşif için Rize’ye davet ediyorum sizi. Daha doğrusu Rize ve çevresine,  gerçek yeşile. Şehirden çıkınca önce seyrediyor insan doğayı. Zaman ilerledikçe kenarından adım atıyorsun doğaya. Ve Karadeniz’deysen hiç şansın yok; karışıp gidiyorsun doğaya. Karadeniz’e her gidişimde yeşilin bu kadar çok tonunu görmek hep şaşırtmıştır beni. Yine şaşırıyorum, hem de kocaman şaşırıyorum. Diğer gelişlerimden bir farkı var bu seferin. İçim daha bir burkuluyor, yeşilden bu kadar uzak olduğuma. Kendimi küçücük hissediyorum ve bundan keyif alıyorum.

Rize ve çevresinde iki üç gün içinde gezebileceğiniz harika yerler var. Biraz tarih, çokça doğa.

Ayder-YaylasiFırtına Deresi – Çamlıhemşin – Ayder Yaylası

Ardeşen’in yaklaşık 2 km batısından Karadeniz’e dökülen Fırtına Deresi 57 km. uzunluğundadır. Fırtına Deresi son yıllarda adını HES (hidroelektrik santral) projeleriyle duyuruyor. Ama Fırtına Deresi’ni önemli kılan bu HES’ler değil. Harika doğası, tarihi köprüler ve konaklar. Mevsiminde giderseniz ve yeterli donanıma sahipseniz eşsiz bir rafting deneyimi de sizi bekliyor.

Bu harika yol sizi önce Çamlıhemşin’e sonra Ayder Yaylası’na ulaştıracak. Şifalı suları ile ünlü Ayder Yaylası’nda konaklama imkânları da oldukça fazla. Turizmin biraz fazla geliştiği söylenebilir. O yüzden Ayder Yaylası’nın yanı sıra gerçek Karadeniz yaylası deneyimi yaşayabilmeniz için çevredeki diğer yaylaları da görmenizi tavsiye ederim. Kuntz Yaylası, Laz Yaylaları, Avusor Yaylası bunlardan sadece birkaçı. Ayder Yaylası gezinize Palovit Şelalesi ve Hemşin konaklarıyla ünlü Ortan Köyü’nü de eklemenizi öneririm. Konaklamanızı Ayder Yaylası’nda yaparak şifalı sulardan da yararlanabilirsiniz.

Uzungöl

Rize’den yaklaşık 2 saatlik bir yolculukla Uzungöl’e ulaşabilirsiniz. Uzungöl’ün deniz seviyesinden yüksekliği 1.150 m. Buradaki tesislerde yemek yiyebilir, göl etrafında keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Ben Uzungöl’e ilk gittiğimde büyülenmiştim. Ancak yine biraz fazla gelişen turizm büyüyü bozmuş gibi. Ama yine de mutlaka görülmesi gereken bir yer olduğunu altını çizmek gerek.

Sümela Manastırı

Sümela Manastırı, Altındere Milli Parkı içerisinde yer alıyor. Tarihi 4. yy’a dayanan yapı, Rum Ortodoks Manastır ve Kilise Kompleksi. Ulaşılması güç bir konumda yapılan manastırın yapılışı hakkında efsaneler vardır. İnanışa göre, Atinalı Barnabas ile Sophorinos adlı iki rahip gördükleri rüya üzerine manastırın bulunduğu yere gelmiş ve burada kiliseyi inşa etmişlerdir. Yolu çıkmaya sakın üşenmeyin, dinlene dinlene çıkın o patikadan. Anın tadını çıkara çıkara tırmanın yukarı. İnanın buna değecek.

Ve bir seyahati gerçek bir deneyim kılan asıl unsur: yemek, yani lezzet, yani tat, yani koku… Gittiğiniz yerin Karadeniz gibi kendine has mutfağı olunca pek bir keyifli oluyor yemek yeme ritüeli. Tavsiyem hiçbir tadım fırsatını kaçırmayın. Bol bol hamsi yiyin. Çayı bir de yerinde için. Kuru fasulyeyi yeniden keşfedin. Bilmediğiniz yemeklere burun kıvırmayın, tadın.

İki üç günle bitecek gibi değil buralar. Yavaş gezmeli, çokça kalmalı. Mümkünse bölgeyi iyi bilen rehberle doya doya gezmeli. Ama vakit azsa gitmekten de geri kalmayın. Yeşilin içinde geçireceğiniz iki gün bile bünyenizde inanılmaz değişiklikler yapacak. Zihniniz temizlenecek,  netleşecek. Ruhunuz dinlenecek, özgürleşecek. Garanti ediyorum.

Seyahatiniz bol olsun…

Pinar IMG_3828

Pınar Ersemiz

Yemeden Dönme
Hamsi * Hamsili Pilav * Hamsili Ekmek * Mısır Ekmeği * Laz Böreği * Kuru Fasulye * Akçaabat Köftesi * Kuymak * Fasulye Turşu Kavurma

hamsili pilav 840x446akcabat koftesi 800x450kuymak 800x580Yapmadan Dönme
* Mutlaka doğada yürüyüş yap, doğadan onu ihmal ettiğin için, uzaklaştığın için özür dile, doğayla barış.
* Mevsim uygunsa ve yeterli donanıma sahipsen Fırtına Deresi’nde rafting yap.
* Yaylada kendine sessiz bir köşe bul ve ruhunu dinle, yapabilirsen meditasyon yap ya da sadece şükret.
* Karadenizli bir teyzeyle sohbet et.
* Bol bol fotoğraf çek. Ama anı yaşamayı ihmal etme.

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Yerel Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TİYATRO’DA BİR ASHK HİKÂYESİ

TİYATRO VE TELEVİZYONUN SEVİLEN YÜZLERİNDEN HÜSEYİN VE ŞENAY KÖROĞLU ÇİFTİNİ, MERAK UYANDIRAN YENİ OYUNLARI  TATMİNKÂR ÖDÜL’ÜN PROVASINDA YAKALADIK. TİYATRO VE AŞK DOLU SOHBETİMİZDEN PEK “TATMİN” OLDUK.

TATV: Tiyatro ASHK’ın açılımı nedir?

HK:  Tiyatro ASHK; Kızımız Alara, sevgili eşim Şenay Saçbüker ve Hüseyin Köroğlu isimlerinin baş harflerinden oluşuyor.

Huseyin ve SenayTATV: Neden tiyatroyu seçtiniz?

ŞK: Benimki bazı oyuncuları sinirlendirecektir ama açıkçası ben süsleneyim, giyineyim, kuşanayım, takıp takıştırayım, makyajımı yapayım hallerini çok sevdim. Ve başka hiçbir meslekte yapamayacağım çılgınlıkları bu meslekte yapabileceğimi anladım. İlk başlayışım böyle oldu. O ışıltılı dünya beni çok büyüledi.  Bundan sonraki nedenim ise topluma örnek olmak, insanların ufkunu genişletebilmek oldu.

HK: Ben Kıbrıs’ ta doğdum, orada bir köy çocuğuydum. Çocukken yazlık sinemaya giderdim, Yılmaz Güney’ i, Cüneyt Arkın’ı, Fatma Girik’ i, Türkan Şoray’ ı izlerdim. Çok gariptir içgüdüsel olarak, eve geldiğimde boy aynamızın önüne geçip derdim ki; onlardan ne farkın var sen bu işi yapamaz mısın? Köyde yaşayan bir çocuğun Türk filmi gibi hikâyesi gelebilir ama benim bunu düşlemem bile bir devrim. Ve yıllar sonra konservatuara girdiğim zaman anladım ki her şeyin beşiği tiyatro.

HuseyinTATV: Tiyatro ASHK’ın yolculuğu nasıl ve ne zaman başladı?

HK: Biz Kıbrıslıyız. KKTC herkesin bildiği gibi sadece Türkiye tarafından tanınıyor yâda  “tanındığı sanılıyor”. Kimliğimizle Kıbrıs’a gidebiliyoruz fakat uluslararası arenada işler  değişiyor. En çok üzüldüğüm şey ise; KKTC denilince insanların aklına kumarhane, gece kulüpleri eğlence geliyor. Hatta Kıbrıslıların bu işleri yaptığını sanıyorlar. Bilinmeyen şey Kıbrıs vatandaşlarının kumarhanelere girmesi yasak. Biz bugüne kadar oluşan Kıbrıs algısını biraz değiştirmek adına, o topraklarda sanatın da var olduğunun altını çizmek istedik.

ŞK: Tiyatro ASHK’ın yolculuğu bundan 2 yıl önce başladı. Kendimize alan açmak için daha özgün daha yaratıcı oyunlarla seyircimizin önüne çıkmak için kurduğumuz bir tiyatrodur.

TATV: Yeni oyununuz Tatminkâr Ödül ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Bizleri neler bekliyor? Oyunun, prova ve hazırlık süreçlerini sizden dinlemek isteriz.

ŞK: Tatminkâr Ödül Kanadalı yazar  ‘Carole Frechette’in bir oyunu.  Oyuna karar vermeden önce birçok oyun okuduk ve buna karar verdik. Çevirisini değerli meslektaşımız Ece Okay yaptı ve bizlerde sahneye taşıdık. Günümüzün ikili ilişkilerini sorgulayan hatta daha yeni Fransa’da filmi çekilen çok önemli bir eser,  bunu da ayrıca belirtmek isterim. Tatminkâr Ödül bizden ve bize yakın ve içinde geleneksel tiyatromuzdan da sürprizlerin olduğu sistem mağduru iki kişinin müthiş yolculuğunu anlatıyor. Belli bir zaman sonra seyirci de da bu yolculuğa dâhil oluyor. Herkes kendi ilişkisini bu oyunda görecek ve yüzleşecek.

TATV: Tiyatro ASHK’ın tiyatro anlamında durduğu yer sanata bakış açısı nedir. Kısacası nasıl bir yol ve hedef izlemektesiniz?

HK: Şenay da bende yolculuğumuza çıkarken insanın yanında duran, insanı anlatan bir duruş sergilemeyi öncelikli görev olarak görüyoruz.  Tiyatro ASHK’ta,  adı gibi insanın aşkını anlatan,  insanın yolculuğunu izleyiciyle buluşturan bir tiyatro olma bilincini yansıtmayı hedefliyoruz. Kimi zaman insanın aşkını sevdasını anlatırken, yeri gelecek savaşları da anlatacağız.  Bütün bunları yaparken aslında insanlığın yaptığı yolculuk belirleyici olacak. Bu serüvende hep beraber ilerlerken sizlerde tanıklık yapacaksınız.

TATV: İstanbul ve Türkiye genelinde nerelerde perde açacaksınız?

ŞK: Şuanda sürekli olarak Kozzy Alışveriş Merkezinde sahne alıyoruz. Ayda bir Kıbrıs’ta perde açıyoruz. Önümüzdeki günlerde de Caddebostan Kültür Merkezinde perde demek istiyoruz. Ayrıca Türkiye genelinde turnelerimiz de olacak.

TATV: Şenay Hanım sizinde Tiyatro ASHK hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Tiyatro ASHK sadece Türkiye de kurulan bir tiyatro değil. Aynı zamanda Kıbrıs’ta da özel tiyatro olarak varız. Bizim baş harflerimizin Aşk çıkması da tesadüf değildir diye düşünüyorum. Ve bu tabi Hüseyin’le aramızdaki aşkı temsil ediyor. Aynı zamanda tiyatroya olan aşkımızı, kızımıza olan aşkımızı ve hayata olan aşkımızı temsil ediyor. Hayattaki amacımız var olma nedenimiz aşkı aramak diye düşünüyorum. Buluyoruz ya da bulamıyoruz yerine göre değişiyor.   Bu nedenle tiyatromuzun ismi bizim için çok anlamlı.

TATV: Tatminkâr ödül ilişkiler bağlamında bir yüzleşme bir sorgulama siz oyunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞK:  Bana göre oyun, kadın erkek ilişkilerini irdeliyor. Bununla birlikte toplumun insanlar üzerindeki baskısını da ortaya koyuyor. Hepimiz toplumun bize dayattığı kodlamalarla yaşıyoruz. Biri birini sevince ona şunu alır,  evlenince şöyle yapılır, nişanlanınca böyle yapılır;  yaşlanınca böyle olur,  torunu olunca böyle yapılır… ben belki bambaşka bir şey yapacağım.  Fakat öyle bir kodluyorlar ki,  onların ön gördüklerini yapmayınca insanlar tarafından dışlanıyorsunuz ya da ayıplanıyorsunuz. Bunu da irdeleyen bir oyun olması bakımından çok önemli buluyorum.

Kısacası oyun bir yandan kadın erkek ilişkisini sorgularken, bir yandan da bu ilişkilerde toplumun baskısını da anlatıyor. Dolayısıyla başkasının önermiş olduğu olaylardan yola çıkınca da gerçek sevgiyi,  gerçek aşkı yaşayamıyoruz. Daha doğrusu

İçgüdülerimizi yaşayamıyoruz.  Dışarıdan gelen kodlamaları yaşıyoruz.

TATV: Bundan sonraki projeleriniz neler?

HK: Şenay’la birlikte yazdığımız iki kişilik bir oyun önümüzdeki sezona hazır olacak. Memleketimiz olan Kıbrıs Adasının arka planını göstermeyi planlıyoruz. Türkiye’den Kıbrıs’a baktığınızda kumarhanelerin ve eğlence merkezlerinin olduğu burada insanların iki arabayla dolaştığı ve lüks içinde yaşadığı bir yer olarak biliniyor. Fakat bu işin böyle olmadığını dramatik bir şekilde anlatmayı hedefliyoruz. Bu projeyi sinema filme olarak ta çekmeyi düşünüyoruz.

TATV: Son olarak sizce Tiyatro bir “lüks” müdür?

HK: Tiyatro bir lüks değildir, tiyatro bir ihtiyaçtır su gibi.

HK: Şöyle söyleyeyim, tiyatro aslında tekâmülün bir değişiğidir. Doğarız, büyürüz, ölürüz ya; işte her oyun da doğar, büyür ve ölür. Bu yüzden tiyatroyu seven, hatta sadece tiyatro demeyelim, sanatı seven insan kendini yontmaya başlar. İçindeki insanı ortaya çıkarır. Dünyanın her yerine bakın, araştırın, sanatın olduğu topraklarda demokrasi vardır, özgürlük ve barış vardır.

ŞK: Bazı insanlar şöyle der; üç gün içmeyeyim hiç aklıma bile gelmez su içmek. İşte bizim ülkemizde de durum budur.  Hâlbuki o suyu içse ne kadar güzelleşeceğini içmediği için bilemiyor.

Haber Foto: Özgür Cobutoğlu

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Röportaj kategorisine gönderildi | Yorum yapın

19 MAYIS GELECEKTİR!

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kadıköy’de büyük bir coşkuyla kutlandı. Kalamış Atatürk Parkı’nda gerçekleştirilen etkinlikte bisiklet, voleybol, aikido, bando, plaj voleybolu ve kaykay performansları izleyenleri büyüledi.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kadıköy’de coşkuyla kutlandı.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kadıköy’de coşkuyla kutlandı.

Kadıköy Belediyesi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı Kadıköylü gençlerle birlikte kutladı. 19 Mayıs Perşembe sabahı başlayan etkinlikler akşam saatlerine kadar devam etti. Her yıl birbirinden farklı, etkinlik ve sportif faaliyetlere ev sahipliği yapan Kadıköylüler bu yılda coşku,  özlem ve gurur bir arada yaşadı.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kadıköy

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kadıköy

Haber Foto: Özgür Cobutoğlu

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Yerel Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın

UÇ UÇABİLDİĞİN KADAR!

İstanbul Uçurtma Festivali
Maltepe Spor ve Kültür Park Tesislerinde Düzenlendi

modauc3a7urtmac59fenlic49fi

Kaybolan önemli bir değer olan uçurtmayı çocuklarla tanıştırmak ve doğayla iç içe bir hafta sonu geçirmek amacıyla düzenlenen İstanbul Uçurtma Festivali 15 Mayıs’ta Anadolu Yakası Maltepe sahilinde gerçekleştirildi. İnterrail Türkiye adlı Facebook grubunun organize ettiği etkinliğe İstanbullular yoğun ilgi gösterirken,  rengârenk binlerce uçurtma gökyüzüne salındı.

Ucurtma Festivali Istanbul

Bilgi:  Konuyla ilgili aşağıdaki linki inceleyebilirsiniz.

https://www.facebook.com/interrailturkiye/?fref=ts

Haber Foto: Özgür Cobutoğlu

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Yerel Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Washington DC Türk Film Festivali

Washington DC’nin İlk Türk Film Festivali

11 Nisan Pazartesi- 14 Nisan Perşembe, 2016
Landmark’s E Street Cinema Salonlarında

Turk Film festivali

Festival filmleri 11 Nisan Pazartesi gününden 14 Nisan Perşembe’ye kadar “Landmark’s E Street Cinema” salonlarında gösterime girecektir.

Daha fazla bilgive ücretsiz bilet rezervasyonu için Washington DC Türk Film Festivali  sitesini ziyaret ediniz.

 

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Haberler kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

TASSA 2016 Konferansının Ardından

Hande Özdinler’in izni ile Herkese Bilim Teknoloji sitesinde 6 Nisan 2016’da yayınladığı yazısını paylaşıyoruz.

TASSA: Türk bilim adamlarından önemli mesajlar var

Hande Özdinler

TASSA (Turkish American Scientists and Scholars Association) 2004 yılında Amerika da yaşayan Türk bilim adamlarının kurduğu ve amacı Amerika Türkiye arasında bilimsel ve teknik alanda bağların güçlenerek artması olan ve kar amacı gütmeyen bir dernektir.

Aziz Sancar neler dedi?

TASSA bu seneki toplantısını Chicago Üniversitesi’nde gerçekleştirdi ve geçen senelerden farklı olarak bu defa Nobel ödülü alan Türk bilim adamının konuşması vardı. Aziz Sancar sadece bilimsel başarılarıyla değil aynı zamanda içten gelen bir alçak gönüllülük, damıtılmış bir vatan sevgisi ve yalın yaklaşımıyla, katılan herkesin hem beyinlerini hem gönüllerini kazandı.

Konuşmasında Nobel ödülü almanın avantajlarını ve dezavantajlarını sıralarken, insanların kendisine politik sorular sorduğunu, bundan rahatsız olduğunu ve her ne kadar Türkiye`nin politik bir çıkmaz içinde olduğunu belirtse de kendisinin bu konuda yapacak bir şeyi olmadığını söyledi.

Tassa-aziz-ogrencilerle

Gençlere bilime yönelmeleri, polemiklerden, ve sonu belli olmayan tartışmalardan kaçınıp bilime ve araştırmalara yönelmeleri öğüdünü verdi. Konuşması çoğu kez alkışlarla bölünen Dr. Sancar, eğer kendi çalıştığı konu Nobel komitesi tarafından seçilirse Nobel alacağını düşündüğünü ve Orhan Bursalı`nın kendisine sürekli NE ZAMAN NOBEL ALIYORSUN? diye sormasının da etkisiyle olsa gerek, ödülü alınca müjdeyi ilk kendisine verdiğini belirtti.

Nobel aldıktan sonra da makalelerinin red edildiğini ve Nobel`den sonra da NIH projesi almakta her hangi bir fark olmadığını ve sürekli çok çalışmak gerektiğini ekledi. Konuşması sonrasında büyük bir sevgi çemberine alınan Aziz Sancar katılan herkese ilham oldu.

Önemli konuşmalar

400 kişinin katıldığı, Bakan Fikri Işık dahil bir çok bilim insanı ve kurum yöneticisinin de katıldığı toplantıda sanıyorum ki ileride Nobel alabilecek başka bilimadamları da vardı. Benim konum gereği en beğendiğim konuşmalar Harvard Tıp Fakultesi`nden Gökhan Hotamışlıgil ve Yale Tıp Fakültesinden Murat Günel`in sunumlarıydı. Kişisel tıbbın kanser biyolojisine nasıl uyarlandığı ve hastaya özel tanı ve teşhisin nasıl geliştirildiği üzerine verilen konuşma zaman ötesinden bir sesleniş gibiydi.

Dr. Günel Türkiye`de bir genom araştırma merkezi kurma çalışmalarından ve bunun Türkiye için öneminden bahsetti. Hotamışlıgil, metabolizmal bozukluklar yüzünden ortaya çıkan hastalıkların mekanizmalarını bulma ve yeni tedavi yöntemleri geliştirme konusunda dünyaya öncülük yapan bir bilimadamı. Onun da Türkiye’deki bilimi ilerletme projelerine desteği son derece önemli.

Türk Tıp Konferansı

Türkiye’den farklı üniversitelerden ve kurumlardan üst düzey katılımın olduğu toplantıda, benim en çok önemsediğim TÜBİTAK`tan ayrı tıp ve fen konularını kapsayan TUSEB’in (Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı) girişim ve çabalarıydı. Amaçlarının Türkiye`nin sağlık ve tıp konularında daha başarılı bir konuma gelmesi olduğunu belirten TUSEB, 29 Ekim tarihinde yapılacak olan TÜRK TIP konferansına katılımcıları davet ederken, ortak projeler geliştirerek, Avrupa seviyesinde akreditasyon sağlayan merkezler kurarak, Avrupa ile ve dünya ile uyumlu bilimsel çalışmalara ortak olmak ve yeni çalışmalar başlatmak amacında olduklarını paylaştılar.

Konferans hem ekonomi hem mühendislik hem de tıp alanında konusunda dünya lideri olmuş saygın Türk Amerikan bilim adamlarının sunuşlarıyla devam etti ve bilgi transferi nasıl yapılabilinir, organik bağlar nasıl kurulabilir ve güçlendirilebilir konuları üzerinde konuşuldu.

Gençlere ödüller

Konferansta genç bilim adamlarına da ödüller verildi ve bir bilim adamı cok yerinde bir davranış göstererek aldığı ödülü Türkiye’de hiç de modern Türkiye`ye yakışmayacak bir şekilde hapis ve hatta ağır tecrit içinde tutulan akademisyenlere adadı ve tabii ki de alkış koptu. Halkı bilim adamlarının en azılı teröristten daha tehlikeli olduğuna inandırmak isteyenlere karşın, akılları ve zekaları pırıl pırıl olan ve gönülleri vatan sevgisiyle atan gençler hem posterler sunarak hem de etkin iş görüşmeleri yaparak ileride nasıl faydalı olabileceklerini araştırdılar.

Kurulan köprülerin bir yere gitmeyen, dünyada saygı görmeyen kısır politikalardan zarar görmeden, evrensel bilim ve teknoloji standartlarında ilerlemesinin hepimizin ortak arzusu olduğu paydasında buluşarak toplantıyı sonlandırdık. Son derece güzel bir toplantı için teşekkürler TASSA.

Türkiye sevdası

TASSA`nın ilk yönetim kurulunda görev almış, yeni kurulan bu derneğin Sağlık Bilimleri ve Fen alt kolunu Genel Kurulda temsil etme görevini üstlenmiş ve daha sonra üyelikten sorumlu kişi olarak görev yapmış olduğum için belki de TASSA benim için son derece önemli bir kuruluştur.

TASSA bir umuttur, burada ülkemizden uzakta yaktığımız ışığı Türkiye ye taşıma umududur. Hiç bir beklenti içinde olmadan sadece saf bir vatan sevgisiyle birleşen bilimadamlarının ortak adresidir TASSA.

TASSA daha önceleri her sene farklı üniversitelerde bilimsel toplantılar düzenliyordu. Ben de 2008 yılına kadar organize edilen her dört toplantının da organizasyonunda aktif rol oynadım. Dolayısıyla o toplantıların nasıl heyecanla, nasıl hummalı, hep özveriyle ve en ufak bir karşılık alınmadan nasıl büyük emeklerle ortaya çıktığını en iyi bilenlerden biriyim. TASSA simdi yeni bir yönetim kadrosuyla iş başında ve artık iki senede bir toplantı düzenliyor.

Hande Özdinlerhande@herkesebilimteknoloji.com

Editör’ün notu: Toplu fotoğrafı ve Sancar’ın öğrencilerle fotoğraflarını paylaşan Ercan Alp‘e ve fotoğrafları çekenLevent Eryılmaz‘a çok teşekkür.

Toplantının programı:

www.tassausa.org/Annual-Conferences/2016/Program

Toplantının ham video çekimi:

https://media.chicagobooth.edu/Mediasite6/Play/359d7d60e63d4dd89c0131ea7c1caffc1d

https://media.chicagobooth.edu/Mediasite6/Play/306060a7cf9e4d259bddb69a664968c11d

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın

2016 Ulusal Liderlik Konferansı

LİDERLİK KONFERANSINDA LİDER KADINLAR 

27 Şubat 2016

 Özge Övün-Sert

ATAA’in 36. Ulusal Liderlik Konferansı 3. gününde de farklı konulardaki toplantılarla devam etti. Sabah yapılan toplantılarda demokratik sivil toplum örgütlenmesi ve seçmen katılımı ele alınırken, Amerika’da Türk girişimcilerin başarı öykülerinin aktarıldığı bölümler ilgi gördü.

Turkish American Women Stars

Turkish American Women Stars

En fazla ilgi gören toplantı ise Türk-Amerikan toplumunda öne çıkan lider kadınların konuştuğu “Turkish American Women Stars” oldu. Programa, Türk-Amerikan Akademisyen ve Bilimadamları derneği TASSA’nın eski başkanı Prof. Banu Onaral, George Washington Üniversitesi Hastanesi’nde Nükleer Tıp Bölümü başkanı Dr. Esma Akın, Turkish Women’s Initiative (TWI) eş başkanı Sema Başol ve GWU Tekstil Müzesi Kuratörü Sumru Beelger Krody katıldı.

Kadınların liderlik özelliklerine değinen sunumunda, Türk kadınlarının sosyal olarak birçok engelle karşılaştığını belirten Sema Başol, yapılan anketlerin büyük oranda kadının kamusal alanda değil evde oturması gerektiğini düşünen bir Türk toplum yapısına işaret ettiğini söyledi. Başol’a göre, Türkiye’de erkek, ve hatta kadınların belli bir bölümü, kadını toplumsal alandan itiyor ve kamusal bir rol değil de evde çocuklarıyla ilgilenen bir anne rolü üstlenmesi gerektiğine inanıyor.  Başol, buna rağmen Türk kadınlarının ülke içinde ve uluslararası alanda birçok başarıya imza attığına dikkati çekerken, liderliğin ortak özelliklerini şöyle sıralıyor:  “Belli bir amaç doğrultusunda yoğunlaşan düşünce tarzına, planlama, odaklanma ve rol modeli seçme kapasitesine sahip olan kadınlar, liderlik özellikleri gösteriyor ve yaptıkları işlerde başarılı oluyor.

Toplantıda konuşma yapan Prof. Banu Onaral da Türk-Amerikan toplumunda başarılı olmuş kadınların varlığına dikkat çekti ve özellikle sosyal alanlarda ve programlarında kadın girişimcilerin başarılarının önemine değindi.

3. gün yapılan son oturumda da ATAA’in eğitim komitesi ile Başkent Üniversitesi’nin ortaklaşa geliştirdiği Bright Future adlı online Türkçe eğitim programı tanıtıldı. Çocuklar için İnternet üzerinden Türkçe konuşma, okuma ve yazma derslerini içeren program, yurtdışında yaşayan Türk ailelerin çocuklarını hedef alıyor.

Türk Amerikan Televizyonu medya sponsoru olarak Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi’nin (ATAA) 36. Yıllık Kongre ve Ulusal Türk Amerikan Liderlik Konferansına gururla destek vermektedir.

Paylas: Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın